İYİ UYKULAR, RENKLİ RÜYALAR…

yazar 5 Aralık 2015

Kışın ancak uyuyarak yaşayabiliyorlar…

Bazı hayvanların anatomik yapısı, beslenme problemlerinin iyice belirginleştiği soğuk kış mevsimini geçirmeye elverişli değil… Kimileri bu çetin dönemi atlatmak için sıcak ülkelere göçüyorlar. Bir grup memeli, sürüngen ve ikiyaşayışlı ise, bol miktarda yağ stoklayıp toprağın altındaki sıcak yuvalarında uzun ve derin bir “kış uykusu”na yatıyorlar…

Yazı Mustafa ŞAPÇI

Hangimiz, küçüklüğümüzde bahçede dolaşan kaplumbağanın günün birinde bir delikten içeri girip kaybolduğunu görüp hayretler içinde kalmadık? Büyüklere koşup onları soru yağmuruna tutmadık mı? Neden böyle toprağın derinliklerine dalıyordu ve uzun süre çıkmıyordu? Yemeden nasıl yaşayabiliyordu? Toprağın altında boğulmadan nasıl kalabiliyordu? O günlerde büyüklerin hiçbir açıklaması bize yetmezdi.

Ancak, sevimli kaplumbağamızı ilkbaharın ılık günleriyle birlikte yeniden bahçede dolaşırken gördüğümüzde dünyalar bizim olurdu. Minik dostumuz bütün bir kışı toprağın altında uyuyarak geçirdikten sonra hayata yeniden “merhaba” derdi.

Kış uykusu. bazı hayvanların, sonbaharın gelişiyle birlikte iklim değişikliğine paralel olarak ortaya çıkan bir fizyolojik mesaja uymalarından başka bir şey değil… Olayın kendisi bu kadar basit ama, açıklaması oldukça karmaşık… Bilim adamları, müthiş bir soğuk altında ve uzun bir dönem boyunca hayvanın hangi metabolizma faaliyetleriyle yaşamını sürdürebildiğini hala bilimsel olarak açıklayamıyorlar, Üstelik, neden bazı hayvan türlerinin kış uykusunu seçtiği de bilinmiyor. Çünkü olay, memelilere, sürüngenlere ve ikiyaşayışlılara (amfibiler) özgü bir savunma mekanizması… Tek istisnası, keçisağan kuşu… Bu hayvan, kış aylarının çok özel koşullarında, vücut sıcaklığını asgariye düşürerek yarı-kış uykusuna yatıyor.

Diğer kuş türlerinin soğuk kış mevsimiyle mücadelesi çok büyük çeşitlilikler göstermez. Kuşların büyük bir bölümünün birinci tercihi, daha elverişli iklim koşullarına sahip bölgelere göçmektir… Bazı kuşların tüy yapısı ise kış aylarında tam anlamıyla bir dönüşüme uğrar. Tüylerin daha kabardığı bu dönemde, kuşun vücudu ile tüyleri arasında bir hava tabakası oluşur. Bu tabaka gerçek bir izolasyon görevi görür ve hayvanı soğuktan korur.

Bir başka grup kuş ise, kış mevsimine beslenme rejimlerini tamamıyla değiştirerek direnir, Örneğin, sonbahar ve kış aylarında meyve artıklarıyla yetinen sığırcık, ilkbaharla birlikte müthiş bir böcek avcısına dönüşür. Aynı şekilde dağ sülünü de kış aylarında çam ağaçlarının gövdesinde oluşan yosunlarla yetinir. Sadece, Avrupa keçisağan kuşu (Apus apus) ve Amerikan keçisağan kuşu (Apus aeronautes) havalar çok ama çok soğuduğu zaman, dönem dönem kış uykusuna yatar. Bu dönemde hayvanın vücut sıcaklığı 40 dereceden 20 dereceye düşer. Oksijen tüketimi ise yüzde 80 azalır. Yarı-uyku dönemi de olsa, hayvan tam bir hafta boyunca besinsiz kaldığı için vücut ağırlığının yüzde 40’ı yitirmiş olarak uyanır.

Memelilerin durumu, bu geçici yarı-uyku mekanizmasından çok farklıdır… Çünkü, memeliler için söz konusu olan, bütün bir kış mevsimini uyuyarak geçirmektir ki, bu da olağanüstü bir enerji tasarrufu demektir… Hayvan, özellikle sonbahar ayında depoladığı yağı (lipid) kış uykusu boyunca olağanüstü bir denge içinde kullanır.

“Kış uykusu”, genelde bu eylemi tanımlamak için kullanılır. İçinde yaşadığımız enlemde en çetin mevsim kış olduğu için, hayvanlar bu mevsim boyunca uyuyarak kendilerini savunurlar. Ancak, dünyanın başka bölgelerindeki yaz, bizim kış mevsimini aratmayacak ölçüde tehlikeli ve acımasızdır… Bu nedenle, çok kuru ve sıcak geçen yaz mevsimlerinde bazı küçük kemirgenler yeterli av bulamadıkları için “tersine uykuya”, yani “yaz uykusuna” yatarlar. Örneğin 1976 yılında, Avrupa o tarihe kadar hiç görmediği bir sıcak dalgasıyla karşılaştığı için, bu kıtada kirpiler yaz ortasında iki ay süren bir uykuya yatmışlardı. Yaz biter bitmez uyanan bu kirpiler, sonbahar boyunca hummalı bir faaliyete girdiler ve vücutlarına kış uykusu için erekli olan maddeleri depolamaya başladılar.

Öte yandan, bütün memelilerin aynı “kış uykusu” yöntemini seçmeleri söz konusu değil… Örneğin sincap (Sciurus vulgaris), kış aylarını daha önceden hazırladığı ve içini besin maddesi doldurduğu yuvasında, hareketlerini asgariye indirerek geçirir, gerçek anlamda kış uykusuna yatmaz. Arada sırada uyur, daha sonra yemek için uyanır. Hatta koşullar elverişliyse, yiyecek aramak için sık sık yuvasından dışarıya çıkar.

Ayı ise gerçek anlamda kış uykusuna yatan hayvanlardan biridir… Ne var ki, iki ayak üzerinde yürüyen memelilerde cinsiyete dayalı işbölümü kış uykusu sırasında da geçerli olduğundan, erkek yemeden ve içmeden derin bir uykuya yatarken, dişi de kış uykusu sırasında doğurur ve yavrularını sütüyle besler.

Hayvanları kış uykusu için uyaran etken, hava sıcaklığındaki düşüştür… Hava sıcaklığı 18-16 dereceye düşmeye başlayınca, hayvanlar da kış uykusuna hazırlanırlar. Uykuya yatan hayvanların birçoğunun bu olay sırasında vücut sıcaklığı 1 dereceye kadar düşer ve kalp atış ritimleri de yüzde 10 oranında azalır. Kış uykusu sırasında hayvanlar genellikle haftada bir kez uyanırlar. Bu uyanıklık hali, yaklaşık bir-iki gün sürer ve ondan sonra yeniden derin uykuya dalarlar. Kirpi gibi bazı hayvan türleri ise, kış uykusundan uyandıklarında dışarıya çıkarlar ve hatta uykunun devamı için yeni bir yuva arayışı içine girerler.

Kış uykusunun uzunluğu ve uykunun kalitesi, hayvanın sonbahar boyunca kürek kemiği ile sırtı arasında biriktirdiği “kahverengi yağ” miktarına kesinlikle bağlıdır. “Kahverengi yağ”, bildiğimiz “beyaz yağ”dan çok farklı ve çok fazla miktarda enerji ve kalori üreten bir yağdır… Bunun nedeni ise, bu yağın, “mitokondri” denilen ve tek hücrede bulunan enerji öznelerine sahip olmasıdır… Bu “kahverengi yağ”, birçok bilim adamına göre tam anlamıyla bir “kış uykusu bezleri”dir… Onlar olmadan, hayvanların bu hareketsiz ve yiyeceksiz dönemi geçirmeleri mümkün değildir.

Amerikalı uzmanları boz ayılar üzerinde yaptıkları çalışmalar, bu yağın önemini bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Örneğin, 160 gün boyunca kış uykusuna yatan 200 kiloluk bir boz ayı, sonbahar da biriktirdiği 60 kilo “kahverengi yağı” bu dönem içinde tamamıyla tüketir. Yani, günde 400 gram “kahverengi yağ” tüketimi sayesinde sağ kalmayı  başarır. Yine aynı boz ayının, kış uykusu sırasında kalp atışları dakikada 40-50 den, 8-l0’a düşer. Hayvanın oksijen tüketimi de, nefes alma düzenindeki azalma nedeniyle yarıya iner. Boz ayılar, eylül ayından itibaren bol miktarda besin alarak “kahverengi yağ” depolamaya başlarlar. Ekim ayının sonunda bütün kış yetecek kadar yağ biriktirmeyi başarırlar. Kasım ayının ilk haftasıyla birlikte beslenmeyi keserler ama, buna karşılık hareketlerini de en aza indirirler. Bir süre sonra da derin bir uykuya yatarlar.

Boz ayıların kış uykusu, yaklaşık 5 ay sürer (kasım ortasından mart ayının sonuna kadar). Hayvan, kış uykusundan uyandığında hemen kendisini doğaya atmaz. Beş ay boyunca çok zayıfladığı için kendisine güveni kalmamıştır ve bu nedenle, kışı geçirdiği yuvanın yakınlarındaki bir başka yuvada kısa bir dönem için yeniden uykuya yatar ve güç toplar. Boz ayılar, kışı geçirmek için genellikle toprağın altını, geçici uyku dönemi için ise mağaraları ya da kayalardaki delikleri tercih ederler. Erkek, yuvada dişisinin bulunduğu bölümü yosunlarla ve kurumuş yapraklarla örter. Bunun nedeni, dişinin kış uykusu sırasında doğuracağı yavruların üşümesini önlemektir…

Ayılarla ilgili bir garip olay da, kış uykusuna yattıkları yuvalarda daha sonra ne dışkıya, ne de sidik kalıntılarına rastlanmasıdır… Amerikalı bilim adamları, ayının kış uykusu boyunca işemediğini ileri sürüyorlar. Yani ayılar, bu süreç içinde. vücutta biriken azotu üre yoluyla dışarıya çıkarmıyorlar.

Bu durumda da, kandaki zehirli madde miktarı olağanüstü artacağı için hayvanın zehirlenip ölmesi gerekiyor. Amerikalı bilim adamları, zehirlenme olmamasını şöyle açıklıyorlar: Üre sidik torbası tarafından yeniden soğuruluyor. Daha sonra bu üre bağırsaklara aktarılıyor. Ayının bağırsaklarında bulunan bazı özel bakteriler, bu üreyi aminoasitlere dönüştürüyor. Son olarak hayvan, bu aminoasitleri yeni proteinleri sentezlemekte kullanıyor.

Gerçek kış uykusuna yatan hayvanların biri de kirpi… “Avrupa kirpisi” de denilen Erinaceus europaeus bazı rekorların da sahibi… Bu hayvan, dışarıdaki sıcaklık 16 derecenin altına düşer düşmez kış uykusuna yatıyor ve bu süreç içinde ilginç davranışlar sergiliyor: Hayvanın vücut sıcaklığı birdenbire 35 dereceden 5 dereceye düşüyor. Normalde dakikada 190 ile 320 olan kalp atışları 3 ile 15 atışa iniyor ve sadece her iki dakikada bir nefes alıyor. Öte yandan kirpi, köstebek gibi gerçek anlamda bir yuva mimarı… Yarım metre çapındaki yuvasını özenle yerleştirdiği yapraklardan kuruyor. Bu yuvanın merkezinde ısı 1 ile 5 derece arasında değişiyor.

Köstebek ise, gerek yuvasını oluştururken gösterdiği başarı, gerekse kış uykusu ön hazırlığıyla ilginç bir hayvan… Üstelik, 6 ay gibi uzun bir süre kış uykusuna yatabiliyor. Köstebeklerin tümü aynı anda ayaklanmıyor. Hangisi sonbahar aylarında daha az enerji stoklamışsa, ilkbaharda o, daha önce uyanıyor. Bol enerji depolayanların uyanması bazen mayıs ayını bulabiliyor. Erken uyanan birçok köstebek, uyku sersemliği nedeniyle kartallar için kolay bir av oluşturuyor. Köstebeğin kış uykusu ve buna hazırlanışı, sanki bir “iç saat” tarafından düzenleniyor. Bu dengeleri oluşturan organ ise hipofız bezi…

Köstebek, adına uygun olarak derinden, ancak yavaş hareket ediyor. Öyle ilk soğuk dalgasıyla birlikte kendisini uykuya atmıyor. Eylül ayı boyunca ön uyku çatışmaları yaparak kendisini derin uykuya hazırlıyor. Bu arada örnek bir aile dayanışması gösteriyor; yetişkin erkek boş zamanlarında yuva kazarken, dişi de içini kuru otlarla örtüyor. Daha sonra, önce yaşlılar kış uykusuna yatıyor. Daha genç olanlar ise, birkaç gün daha ortalıkta dolaşıp besin depolamaya devam ediyorlar.

Kış uykusu sırasında köstebek kesinlikle yemek için uyanmıyor. Ancak, arada sırada fizyolojik zorunluluk nedeniyle uykuya ara veriyor. Eğer dışarıdaki sıcaklık 10 dereceye düşerse, köstebek için kesin uykuya dalma zamanı gelmiş sayılıyor. Kış uykusu sırasında hayvanın vücut sıcaklığı 39 dereceden 5 dereceye düşüyor. Vücudu duyarsız hale geliyor ve dakikada iki kez nefes almaya başlıyor. Kış uykusu boyunca köstebek toplam kilosunun yarısını kaybediyor. Oldukça yorgun uyanan bu hayvan, olağanüstü bir çaba harcayarak yuvasının ağzına dolan samanları ve toprak parçalarını temizleyip dışarı çıkıyor. Önceleri çok güçsüz olduğu için otlarla yetiniyor, ancak bir süre sonra normal beslenme ritmine girebiliyor. Birkaç gün içinde kendini iyice toparlıyor ve ilk iş olarak kış uykusuna yattığı yuvasını temizleyerek çiftleşmeye hazırlanıyor.

UYKUCULAR KRALI…

Almanlar onu “yedi-uyuklayan” olarak adlandırıyorlar. Gerçekten de, uyku ve uyuşukluk arasında gidip gelen fındık faresi “Yedi-uyuklayangiller” ailesinin bir üyesidir… Boyu 20 santimi geçmeyen bu hayvana Akdeniz bölgesinde ve Orta Avrupa ülkelerinde bol miktarda rastlanır. Asıl mekanı yapraklarla kaplı küçük ormanlar olmasına rağmen, parklarda, hatta evlerin bahçesinde rahatlıkla yaşayabilir. Gece boyunca oldukça hareketli olan fındık faresi, gündüzlerini bulduğu her kovukta uyuyarak geçirir. Haziran ayında çiftleşir ve dişisinin hamileliği yaklaşık bir ay sürer. Sayıları 4-6 arasında değişen yavru fındık fareleri, üç hafta boyunca anne sütüyle beslenir.

Fındık faresi, eylül ayının ilk haftalarında, havaların biraz serinlemesiyle birlikte korkunç bir enerji depolama faaliyetine girişir. Ceviz, meyve gibi kalorisi yüksek besin maddeleri yiyerek yağ stoku yapan fındık faresinin 70 ile 110 gram arasında değişen kilosu, bu kışa hazırlık döneminde erkeklerde 160, dişilerde 125 grama kadar ulaşır. Bununla da yetinmez, bir de kışı geçireceği yuvaya, uyandığı dönemlerde yemek üzere kuru meyve, fındık ve ceviz depolar. Hava sıcaklığı geceleri 7-8 dereceye iner inmez kış uykusu için hazırlanır. Daha genç ve daha zayıf olanlarla o yıl doğanlar, bir süre daha dışarıda kalıp beslenmeye devam ederler.

Genellikle gruplar halinde kış uykusuna yatan fındık farelerinin otel olarak açtıkları yuvalar, bazen birkaç hektar araziye yayılabilir. Fındık faresinin kış uykusu, ayılarda olduğu gibi kesintisiz bir süreç değildir… Arada sırada uyanıp stokladığı besin maddelerini yer.

Bu uyanışlar genellikle öğleden sonralara ya da gecelere rastgelir. Yoğunluğu ise kış uykusu döneminin başında ve sonunda iyice artar. Ancak fındık fareleri, kış uykusunun tam ortasında 20-29 gün hiç uyanmadan kalabilirler.

KURT, SOĞUK VE PUSLU HAVAYI SEVER…

Memelilerin tümü soğukla birlikte kış uykusuna yatıp yeryüzünü insanoğluna teslim etmez. Bazıları uyanık kalarak sert ve acımasız iklimin tüm koşullarıyla mücadele etmeyi tercih eder. Kuşkusuz, memelilerin tümü kış mevsimine aynı eşit koşullarda girmez. Sıcak yuvamızda ya da kentlerin nispeten ılıman koşullarında yaşayan evcil memelilerle ormanlardaki akrabaları, kış koşulları karşısında farklı konumda bulunurlar. Kırsal kesimdeki memelileri bekleyen başlıca tehlikeler, olağanüstü soğuyan hava ve bununla birlikte gelen beslenme zorluklarıdır…

Tabii, ilk karın düşmesiyle birlikte besin sorunu da en üst boyutlara ulaşır. Ancak karın tamamen olumsuz bir doğa olayı olduğu söylenemez. Karın, dışarıdaki sıcaklık ile toprağın altındaki sıcaklık arasında bir yalıtım oluşturduğu da bir gerçektir… Nitekim, dışarıdaki hava sıcaklığı eksi 20 ya da 30 dereceye düştüğünde, burada bitkilerin ve mikroorganizmaların yaşaması olanaksız hale gelir. Oysa kar tabakası bu soğukluğu tutar ve toprağa işlemesini önler. Bu nedenle, karın altındaki toprakta bazı mikroorganizmalar, mikromemeliler ve bitki kökleri yaşamlarını sürdürebilirler.

Bazı küçük memeliler de karın altında galeriler açarak buradaki mikroorganizmalar sayesinde kış aylarını uykuya dalmadan geçirebilirler. Bunun en tipik örneği tarla faresi (Clethrionomys nivalis) ile kar faresidir (Chionomys nivalis)… Bu hayvanlar karın altında tüneller açarlar ve buradaki canlılarla beslenirler.

Kış mevsiminde bazı küçük memelilerin kış uykusuna yatmamaları doğal denge açısından da önemlidir… Çünkü, sansar, tilki, kurt, vahşi kedi gibi etoburlar ve göçmeyen yırtıcı kuşlar bu uykuya yatmayan memelileri avlayarak yaşamlarını sürdürebilirler. Doğada birilerinin uyanık kalması, diğerlerinin varlık nedenini oluşturur.

SÜRÜNGENLER: ÇOK GEREKİRSE KIŞ UYKUSUNA YATANLAR…

Heterotermik, yani vücut sıcaklığının dış sıcaklığa göre değiştirme özelliğine sahip sürüngenler, aylarca kış uykusuna yatabilirler. Ancak, dışarıdaki sıcaklıkta olumlu bir gelişme olduğu anda da uyanıp normal yaşantılarını sürdürebilirler. Memelilerde olduğu gibi, sürüngenler de kış uykusu boyunca sonbaharda depoladıkları rezervleri tüketirler ve metabolizma düzeylerini çok düşük tutabilirler. Ne var ki, yılanlar için en büyük tehlike, hava sıcaklığının kış mevsiminin ortasında normalden fazla yükselmesidir. Dışarıdaki sıcaklık artınca, kış uykusuna yatan yılanın vücudu da dışarıdaki sıcaklığa uyum göstermeye başlar ve sıcaklığı artar. Bu durum hayvanın enerji tüketimini olağanüstü boyutlara çıkarır. Tabii bu arada enerji stoklarını da hızla tüketir. Bu arada hava aniden soğursa, enerji rezervleri tükendiği için hayvan açlıktan ölebilir.

Sürüngenlerin ve ikiyaşayışlıların kış uykusu, dünyanın çeşitli bölgelerinde farklılıklar gösterir. Orta Avrupa ve Amerika’da bu hayvanların kış uykusu rahatlıkla 5-6 ay sürer. Bu kıtaların kuzey bölgelerinde ise bu süre dokuz ayı bulur. Memelilere oranla, boyutlarının küçüklüğü ve esnek gövdeleri sayesinde sürüngenler çok çeşitli mekanlarda kış uykusuna yatabilirler. Taşlar arasındaki boşluklar, ağaç kovukları, karınca delikleri ve tahta araları sürüngenler için rahatlıkla otel görevi görebilir.

Bir ikiyaşayışlı olan kırmızı kurbağa (Rana temporaria) aslında bir kara kurbağasıdır. Ancak, ekim ayından mart ayının sonuna kadar, tipik bir su kurbağası özellikleri gösterir ve tüm soğuk mevsimi buzların altında, deri aracılığıyla nefes alarak geçirir. Sürüngenlerin ve ikiyaşayışlıların en büyük sorunu kış uykusundan uyanmaktır. Bu hayvanlar, memelilerde olduğu gibi, uyanılacak anı belirleyen bir iç mekanizmaya sahip değillerdir. Sürüngenler, genellikle grup halinde kış uykusuna yatarlar ve derin uykuya önce yetişkinler geçer. İkiyaşayışlılar ise, uzun kış gecelerini tek başlarına uyuyarak geçirmeyi tercih ederler. Farklı sürüngen ve ikiyaşayışlı türlerinin aynı yuvada kış uykusuna yattıkları da görülür. Nitekim, İngiltere’de büyükçe bir yuvanın içinde 40 yılanın, 10 kara kurbağasının ve çok sayıda kertenkelenin birlikte kış uykusuna yattıkları görülmüştür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir